
FUSEGA duygularıN anlaM kazandığI soN noktA-fusegaforumları |
|
| |
| Yazar | Mesaj |
|---|
SuHeDa yeni ÜYE

 Mesaj Sayısı: 24 Yaş: 31 Nerden: durtdisi Kayıt tarihi: 21/08/08
 | Konu: Geri: Evliyalarin Hayati Cuma Ağus. 22, 2008 8:42 pm | |
| EBÛ UBEYDE BİN CERRÂH(r.a)
Cennetle müjdelenen ümmetin emîni: EBÛ UBEYDE BİN CERRÂH Araplar arasındaki nâdir okuma-yazma bilenlerden olan Ebû Ubeyde bin Cerrâh ve arkadaşları Osman bin Mazûn, Ubeyde bin Hâris, Abdurrahman bin Avf, Ebû Seleme, Hz. Ebû Bekirin vâsıtasıyla, Resûlullahın huzûrunda Müslüman oldular. Hz. Ebû Ubeyde, Hz. Ebû Bekirin vâsıtasıyla îmâna gelenlerin onuncusudur. Îmâna geldi inde 31 yaşındaydı. O günden, vefâtına kadar malıyla, mevkisiyle ve canıyla İslâmiyeti yaymak için çalıştı. İki defa hicret etti Mekkede kâfirlerin eziyet ve işkencelerinin artması üzerine, Peygamber efendimizin izniyle Habeşistana hicret etti. Sonra Medîneye hicret edince, Peygamberimiz onu Hz. Sad bin Muâz ile kardeş yaptı. Bedir gazâsında, düşman saflarında babası da bulunuyordu. Bu gazâya melekler de katılmış, insan şekline girerek ellerindeki kılıçlar ile kâfirlerle çarpışmıştı. Bu savaşta Ebû Ubeyde büyük kahramanlık göstermişti. Hz. Ubeyde, Uhud cenginde de büyük kahramanlık gösterdi. Peygamber efendimiz, Ebû Ubeyde ile Sad bin Ebî Vakkâs hazretlerini ön safta çarpışanlara kumandan olarak seçti. Kâfirleri, merkezde bulunan sevgili Peygamberimize yaklaştırmamak için bütün güçleri ile savaştılar. Peygamber efendimiz dahî düşmanı geriletecek şekilde yayıyla, okuyla, kılıcıyla çarpışıyordu. Eshâb-ı kirâm canlarını dişlerine takmışlar, Peygamberimizin etrafında pervane olmuşlardı. Hz. Hamza, Hz. Ali, Hz. Ebû Dücâne, Hz. Sad bin Ebî Vakkâs, Hz. Mus'ab bin Umeyr, Hz. Ubeyde bin Cerrâh, Hz. Talha, Hz. Zübeyr gibi Eshâb-ı kirâm, Peygamberimizi korumaya çalışıyorlardı. Pek çok Eshâbı çarpışa çarpışa şehîd oldu. Düşman gerilemişti. Zafere yaklaşılmıştı. Zafer sevinciyle yerlerini terkeden Eshâb-ı kirâmın bulundukları yerden, düşman süvârileri saldırıya geçti ve Peygamber efendimize kadar sokuldular. İbni Kâmia denilen müşrik, Resûlullahın mübârek başına kılıcını vurdu, mi ferin demiri mübârek yanaşına saplandı. Dişleriyle çıkardı Eshâb-ı kirâm, tekrar toparlanıp müşriklere saldırdı. Düşmanı Peygamberimizin yanından uzaklaştırdılar. Hz. Ebû Ubeydenin, sevgili Peygamberimizin mübârek yanaklarına batan demir halkaları dişleriyle çekip çıkarırken iki ön dişi kırıldı. Bu savaş, Eshâb-ı kirâmın düşmanı kovalamasıyla neticelendi. 97 kadar şehîd verildi. Bunların içinde şehîdlerin serdârı Hz. Hamza, ye eni Abdullah bin Cahş ile aynı kabre defnedildiler. Musab bin Umeyr de bu savaşta şehîd olmuştu. Hz. Ebû Ubeyde, Uhud, Hendek, Hayber gazâlarında görülmemiş şekilde cenk etti. Mekkenin fethinde de Peygamber efendimizin yanlarında bulundu. Resûlullah efendimiz, hicretin onuncu yılının Rebîul-evvel ayının 12sinde, Pazartesi günü ö leden önce vefât etti. Eshâb-ı kirâm, pek çok üzülüp gözyaşı döktü. Ço unun dili tutulup, bir müddet konuşamadı. Bir karışıklık çıkabilir Hz. Ebû Ubeyde de gözyaşlarını tutamıyordu. Bütün Eshâb-ı kirâm kan a lıyor ve devâsız derdi çekiyordu. İçerde cenâze hazırlıklarını yaparlarken, kapı vuruldu. Gelen kimse dedi ki: - Ebû Bekir ve Ömer burada mı? Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer cevap verdiler: - Evet buradayız. - Medîneliler, Benî Saîde Kona ında toplandılar, kimin halîfe olaca ını konuşuyorlar. Belli bir kimseyi daha seçemediler. Herkes, kendi kabîlesi reisinin seçilmesini istiyor. Bir karışıklık çıkabilir. Acele gelip bu işi hâllediniz. Müslümanlar arasında büyük bir ayrılık baş göstermek üzere idi. İşte böyle bir anda, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeyde, oraya Hızır gibi yetiştiler. O anda, Ensârdan biri kalkıp diyordu ki: - Bizler, Resûlullaha yardım ettik. Muhâcirler bize sı ındı. Halîfe bizden olmalıdır. Hâlbuki Resûlullah her yerde, sa yanına Hz. Ebû Bekiri, sol yanına Hz. Ömeri alır, Ebû Ubeyde için de, Bu ümmetin emînidir buyururdu. Üçü birdenbire meydana çıkınca, sanki Resûlullah kalkmış, oraya gelmiş gibi oldu. Herkes, bunların ne söyleyece ini bekliyordu. Hz. Ebû Bekir, uzun bir konuşma yaptı. Sonra Hz. Ömer konuştu. Sonra da Hz. Ebû Ubeyde dedi ki: - Ey Ensâr! Başlangıçta, bu dîne hizmet eden sizlerdiniz. Sakın işi önce bozan da sizler olmayasınız! Sonra Hz. Ebû Bekir, Size şu iki zâtı aday yaptım, birini seçiniz diyerek, Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeydeyi gösterdi. Her ikisi de çekindiler, Hz. Peygamberin ileri geçirdi i bir kimsenin önüne kim geçebilir! dediler. Hz. Ömer buyurdu ki: - Yâ Ebâ Bekir! Resûlullah, seni hepimizin önüne geçirdi, elini uzat! Ben seni halîfe seçtim. İlk bîat, Hz. Beşir, sonra Hz. Ömer tarafından oldu. Sonra da Hz. Ebû Ubeyde ve di er Eshâb-ı kirâm Hz. Ebû Bekiri halîfe seçtiler. Yüzleri en güzel yüz E er, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeyde hazretleri yetişmeseydi, Müslümanlar parçalanacaktı. Bu üç Eshâbın hizmeti Kıyâmete kadar unutulmayacaktır. Hz. Ömerin o lu Abdullah der ki: - Kureyş halkının içinde üç kişi vardır ki, yüzleri en güzel yüz; akılları, en selim akıl; kalbleri, en metîn kalbdir. Bunlar Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman ve Hz. Ebû Ubeydedir. Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh, hayatını hep İslâma hizmetle geçirmiş, insanların ebedî saâdete kavuşmaları için çırpınmıştır. Kabr-i şerîfi Şamdadır. Hz. Ebû Bekir halîfe olunca, Ebû Ubeydeyi kumandan tayin etti. Humus, Şam, Ürdün ve Filistini fethetmek ve oradaki insanların da İslamiyetle şereflenmeleri için gönderdi. Hz. Ebû Ubeyde, Bizanslıların, Suriyeyi kurtarmak için topladıkları büyük bir haçlı ordusunu Yermükte karşıladı. Halîfe Hz. Ebû Bekir, Ebû Ubeydeye yardım için Hz. Hâlid bin Velidi gönderdi. İslâm kumandanları bu savaş için Hâlid bin Velîdi başkumandan seçtiler. Düşman ordusu 240 bin, İslâm ordusu 40 bin civârında idi. Hâlid bin Velid, orduyu biner kişilik alaylara bölüp, her birine alay kumandanı tayin etti. Ebû Ubeydeyi merkeze, di er kumandanları sa ve sol kanatlara yerleştirdi. Yüzbin Rum öldürüldü Bizans ordusu üzerine saldırıya geçildi. Savaş bütün hızıyla devam ederken, Bizans generallerinden Yorgi, Hz. Hâlid bin Velidin Allahın kılıcı lâkabını duyarak, hidâyete gelip Müslüman oldu. O da Müslümanların safında Bizanslılarla savaştı. Uzun ve çetin savaşların neticesinde, koca Rum ordusu yenilerek da ıldı. Yüzbin Rum öldürüldü. İslâm ordusundan ise 3 bin yi it şehâdete kavuştu. Bu savaşta İslâm kadınları da savaştı. Bu zafer bütün Şam beldesinin fethine sebep oldu. Zafer müjdesi halîfeye bildirildi. Sonra Hz. Hâlid bin Velid ve Hz. Ebû Ubeyde, Fıhl mevkiinde 80 bin Rum ile çarpıştılar. Onları da akşama kadar süren bir savaşta ma lup ettiler. Hz. Ebû Bekir vefât edince, yerine geçen halîfe Hz. Ömer, Hz. Ebû Ubeydenin başkumandan olarak yine fetihlere devam etmesini emretti. Ebû Ubeyde, ordusuyla Humusa hareket etti. Sulh ile Humusu da aldı. Hz. Ebû Ubeyde, ordusunu toplayarak Antakyaya hareket etti. Maarra, lazikiye, Antaritus, Banyas, Selimiye zaptedilerek gidiliyordu. Kinnesrine Hz. Hâlid bin Velidi gönderdi. Kendisi Halebe geldi. Halebi fethederek, Antakyayı kuşattı. Antakya da zaptedildi. Hz. Ebû Ubeyde halîfeye durumu bildiren bir rapor gönderdi. Halîfe, fethedilen yerlere, İslâm kuvvetlerinin yerleştirilmesini emretti. Bu emri yerine getiren Hz. Ebû Ubeyde, birçok kale ve şehri fethederek Fırat nehrine kadar ilerledi. Fethetti i yerlere memurlar tayin ederek Kudüse geldi. Kudüs kuşatıldı. Kudüslüler sulh yapmak istediklerini, yalnız bu sulhta Hz. Ömerin de bulunmasını, yoksa sulh yapmayacaklarını Ebû Ubeydeye bildirdiler. Durum Hz. Ömere arzedildi. Hz. Ömer Kudüse geldi Hz. Ömer, yerine Hz. Aliyi vekil tayin ederek Kudüse geldi. Kudüslülerle sulh yapıldı. Hz. Ömer sulhtan sonra Medîneye döndü. Rum Kayseri Heraklius, kaybetti i toprakları geri almak için harekete geçti. Büyük bir haçlı ordusu hazırladı. Hz. Ebû Ubeyde, bu karardan vaktinde haberdar olup, durumu halîfeye bildirerek, nasıl hareket edece ini sordu. Hz. Ömer, İranla harbetmekte olan Hz. Sada emir göndererek, Ebû Ubeydeye yardım etmesini bildirdi. Hz. Sad, Kaka bin Amrı dörtbin mücâhidle yardıma gönderdi. Başkumandan Hz. Ebû Ubeyde, Şamın Cezire ile irtibatını keserek, haçlı ordusunun üzerine yüklendi. Kısa zamanda haçlı ordusunu perişan ederek büyük bir zafer daha kazandı. Şamda 639 senesinde, veba hastalı ı salgın hâlde olup, çok Müslümanın ölümüne sebep olmuştu. Hz. Ebû Ubeyde de bu salgına yakalandı. Ölece ini anlayınca, orada hazır bulunanlara bir vasiyetinin oldu unu bildirdi. Vasiyetinde buyurdu ki: - Namazınızı kılınız! Orucunuzu tutunuz! Sadakanızı veriniz! Haccınızı yapınız! Birbirinize iyilikte bulununuz! Âlimlere ve büyüklerinize itaat ediniz! Dünyaya aldanmayınız! İnsanların en akıllısı Allahü teâlânın emirlerini yerine getirenlerdir. Hepinize Allahü teâlânın selâm ve rahmetini, lutuf ve bereketini niyâz ederim. Haydi yâ Muâz, cemâate namazı kıldır! Yemin ederim ki... Bu sözleri söyledikten sonra gözlerini yummuş, yerine Muâz bin Cebeli vekil etmişti. Vefât etti inde 58 yaşında idi. Muâz bin Cebel hazretleri cemâate bir hutbe okudu. Burada buyurdu ki: - Yemin ederim ki, Ebû Ubeyde gibi, dinine ba lı, temiz ve merhametli insanlar çok azdır. Dünyaya hiç meyletmeyen, emrindekilere hep iyili i ve birbirlerini sevmeyi emreden bu mübârek Ebû Ubeyde hazretlerine hakkınızı helâl edin ve duâ ediniz! Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh, fazîlet timsâli bir zâttı. Allahü teâlânın emirlerinden dışarı çıkmazdı. Peygamber efendimize muhabbeti pek ziyâde idi. Resûlullah efendimizden aldı ı bir emri yerine getirmek için, canını fedâdan çekinmezdi. Zühd ve takvâ sâhibi, pek merhametli idi. Askerlerine ve tebaasına çok şefkatli idi. Hz. Ömer, Şama gitti i zaman, kendisini karşılayanlara, Kardeşim Ebû Ubeyde nerede? diye sordu unda, Geliyor efendim diyerek gelmekte olan Hz. Ebû Ubeydeyi gösterdiler. Sa lı ında, Cennet ile müjdelenen iki büyük Sahâbî selâmlaştılar. Hz. Ebû Ubeyde, Hz. Ömere, - Buyurunuz yâ Emîr-el-Müminîn, diyerek, onu evine götürdü. Hz. Ömer, Ebû Ubeydenin evinin içini görünce buyurdu ki: - Nerede senin eşyan? Burada bir keçe, bir kırba gibi şeylerden başka bir şey yok. Sen emîrsin, senin burada yiyecek bir şeyin yok mu? Seni de iştirmedi Hz. Ebû U |
|  | | SuHeDa yeni ÜYE

 Mesaj Sayısı: 24 Yaş: 31 Nerden: durtdisi Kayıt tarihi: 21/08/08
 | Konu: Geri: Evliyalarin Hayati Cuma Ağus. 22, 2008 8:42 pm | |
| EBÛ TALHÂ(r.a)
Resûlullahın fedâisi: EBÛ TALHÂ İslâm Güneşi Mekke'de parlarken, Ebû Talhâ 20 yaşlarında delikanlıydı... Medîne'nin asîl ve zengin ailelerinden birine mensuptu. Her gece evlerinde, e lence ve içki toplantıları vardı. Zenginli i sâyesinde, bütün dünya nîmetlerini tatmak istiyordu... Daha kötüsü; birçok asil arkadaşları gibi, Puta tapmaktaydı.. Etrafında sayısız kadın ve kız dolaşıyordu. Fakat o, sadece biriyle evlenmek istedi. Haber yolladı. Evlenme teklifinde bulundu. Ümmü Süleym adlı bu hanımın, kocası, yeni ölmüştü. Şu cevabı verdi: - Yetîm o lum büyüyünceye kadar, evlenmeyi düşünmüyorum. Ümmü Süleym fakir oldu u halde, küçük o lunu, üvey baba eline bırakmak istemiyordu. Ebû Talhâ, çâresiz bekliyecekti!.. Evlenmem mümkün de il Epeyce zaman sonra, bizzat kendisi gitti. Nezâketle evlenme teklifini tekrarladı: - O lun artık büyüdü, Ey Ümmü Süleym!.. Kararını vermelisin, dedi. O'nun niyetinin iyi oldu unu anlıyan zeki kadın, başka bir şeyden endişeliydi. Açık açık söylemeyi uygun buldu: - Yâ Ebû Talhâ! Ne yazık ki, seninle evlenmem mümkün de il. Neccar O ulları Kabîlesinin bu en yi it, en zengin ve en yakışıklı delikanlısı; hayretle sordu: - Niçin? - Çünkü sen, müşriksin. Putlara tapıyorsun. Ebû Talhâ'nın hayreti arttı: - Putlarımız sana, bir zarar mı verdiler? diye sordu. Ümmü Süleym, gâyet sâkin: - Onlar kimseye; ne zarar verebilir, ne de fayda!.. dedi ve devam etti: - Çünkü sen de biliyorsun ki; tahta putlarınızı, aşa ı mahalledeki marangoz köleleriniz yapmaktadır! Taş ve toprak putllarınızı da, yukarı mahalledeki köleleriniz yaparlar. Ebû Talhâ gözlerini açmış, evlenmek istedi i kadını dinliyordu. O, sözlerini şöyle tamamladı: - Taptı ınız putları, ateşe atsan yanar! Kayaya çarpsan da ılır, toz olurlar! Senin gibi asîl bir efendinin işe yaramaz oyuncaklara secde etmesi, yakışır mı? Biraz düşüneyim... Zekî Medîneli, ne diyece ini şaşırdı, sâdece sordu: - Peki sen, nelere inanıyorsun? Nasıl düşünüyorsun? Kadın, cevap verdi: - Seni, beni, yeri, gö ü yaratan ve yaşatan ve öldüren Allah; birdir ve büyüktür. Muhammed aleyhisselâm, O'nun kulu ve elçisidir. İşte, benim inandı ım budur. Zengin delikanlının aklı karıştı: - Biraz düşünmek istiyorum! diyebildi. Tek başına kaldı ı zaman, gerçekten uzun uzun düşündü. Sonra tekrar, Ümmü Süleym'in yanına vardı. - Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh. diyerek, Kelime-i Şahâdet getirdi. Müslümanlık şerefine erişti. Ebû Talhâ kelime-i şehâdet getirip Müslüman olunca, O mü'mine hanım da: - Ey Ebû Talhâ! Şimdi seninle, hiçbir karşılık istemeden; evlenmeyi kabul ediyorum, dedi. Ümmü Süleym hakikaten sevinçliydi. Çünkü bir insanı, hem de kocası olacak bir insanı; sapık fikirlerden kurtarmıştı. Ancak Müslüman olduktan sonra Ebû Talhâ hazretleri, o iyi kalbli hanımla evlenebildi. Böylece dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmuş oldu. Bu sıralarda sevgili Peygamberimiz, Allahın emriyle; Medîne'ye hicret, ettiler. Bu şerefe eren Medîne halkı, gerekli herşeyi; Muhacîrlere, göç edenlere te'mîn ediyordu. Lütfen kabul buyurun Hz. Ebû Talhâ ve muhterem hanımı da, Peygamber efendimizin huzurlarına vardılar. - Yâ Resûlallah. Biz de size, şu küçük o lumuzu arma an ediyoruz. Lûtfen kabul ve duâ buyurunuz. İnşâallah size hizmette, kusur etmez, dediler. Bu küçük o lu, Enes idi. Efendimizin memnun oldukları, gözerinden anlaşılıyordu. Küçük Enes'i, kendi terbiyelerine aldılar. Bir sâyede Ebû Talhâ'nın üvey o lu, büyük bir şerefe nâil oldu. Cenâb-ı Hak bir müddet sonra onlara, yeni bir o ul verdi. Yeni bebek, evlerine sevinç getirmişti. Çünkü artık Sevgili Peygamberimiz de sık sık, onlara u ruyorlardı. Hatır soruyor, cemâ'atle namaz kıldırıyorlardı. Ne yazık ki çocukca ız, bir gün hastalandı. Az sonra da, vefat etti. O sırada Hz. Ebû Talhâ evde yoktu. Ümmü Süleym evlâdını yıkadı, kefenledi. Üstüne, temiz bir bez örttü. Ev halkına: - Babası geldi i zaman, siz bir şey söylemeyin, diye, tenbih etti. Akşamleyin Ebû Talhâ eve döndü. Her zamanki gibi yanında, arkadaşları bulunuyordu. Selâm verdi ve sordu: - O lum nasıl? Hanımı: - O şimdi, daha sâkin ve daha huzurlu bir hâlde bulunuyor, dedi. Sonra efendisine ve misafirlere, hazırladı ı yemekleri ikrâm etti. Hayırdır inşâallah Hepsi âfiyetle yediler, içtiler. Hiçbir şeyden haberleri olmadı. Misâfirler, geç vakit gittiler. Ancak o zaman, hanımı konuştu: - Ey Ebû Talhâ! Aşa ı hurmalıktaki komşularımız, emânet birşey almışlar. Bir müddet faydalanmışlar. Fakat sahibi, emâneti geri isteyince, itiraz etmişler. - Ne demişler? - Daha zamanı gelmedi! Ne çabuk istiyorsun, gibi şeyler! - İnsafsızlık etmişler do rusu! - Evet öyle. İnşâallah biz etmeyiz. - Hayırdır inşâallah! Birşey mi oldu? - Evet... - Ne oldu? - Cenâb-ı Hak da, bizdeki emânetini geri istedi, deyince, kocası hemen anladı. - O lumuz öldü mü yoksa, diye sordu: - Allah, sana ömürler versin... Ebû Talhâ ilk o lunun ölüm haberine ra men sarsıldı. Fakat, herşeye ra men: - İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn "Biz, hepimiz, Allahın kullarıyız ve ancak, O'na dönücüleriz..." mânâsına gelen, âyet-i kerîmeyi okudu. Hakkın emrine râzı olup, sabretti... O günlerde Müslümanlar, maddî sıkıntı çekiyorlardı. Hazret-i Ebû Talhâ, hanımına: - Ey Ümmü Süleym! Evde yiyecek var mıdır, diye sordu. Hanımı da: - Evet. Ne yapacaksın, dedi. - Resûlullah efendimizin mübârek seslerinde, zaîflik ve açlık hissediyorum. Gönderebilir miyiz? Hz. Ümmü Süleym derhal, birkaç arpa ekme ini beze sardı. O lu Hz. Enes'in koltu una verip, yolladı. Evet yâ Resûlallah Sevgili Peygamberimiz, Mescîdde, arkadaşlarıyla idiler. Ekmeklerle, Hz. Enes'i görünce: - Seni, Ebû Talhâ mı yolladı. - Evet efendimiz... - Koltu unda, ekmek mi var? - Evet, yâ Resûlallah. Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz, arkadaşlarına: Kalkın! Ebû Talhâ'nın evine gidiyoruz, buyurdular. Bunu işiten Hz. Enes, önlerinden koşturdu. Do ru eve gelip, babasına meseleyi bildirdi. O da: - Yâ Ümme Süleym!.. Peygamber efendimiz bütün cemâatlarıyla birlikte, yeme e teşrîf ediyorlarmış. Şimdi ne yapaca ız! Evdeki yemek, hepsine yetecek mi, diye telâşlandı. Hanımı gâyet sâkin: - Allahü teâlâ ve Peygamberi, daha iyi bilirler. Sen telâşlanma, cevabını verdi. Gerçekten o gün, iki cihân sultânı ve bütün arkadaşları, Ebû Talhâ hazretlerinin evinde doydular. Bu olay şüphesiz, Hz. Resûlullahın mu'cizesi ve ev sahiplerinin tevekkülü sâyesinde gerçekleşti. Günler sür'atle geçip gidiyordu. Harp ve sulh anlarında Hz. Ebû Talhâ, sevgili Peygamberimizden hiç ayrılmadı. En ufak işâretlerini bile, yerine getirmek için, canla-başla çabalıyordu. Başta büyük Bedir gâzâsı olmak üzere, bütün savaşlarda herşeyini; Allahü teâlâ ve Resûlü u runa fedâ etti. Bilhassa Huneyn gâzâsında hârikaydı. Yüz kişiden hayırlıdır O gün Peygamber efendimiz buyurdular ki: - Kim, bir düşmanı öldürürse; düşmanın üzerinde nesi varsa O gâzîye âit olacaktır. Ganîmete, dâhil edilmiyecektir. O savaşta Hz. Ebû Talhâ tek başına, yirmiden fazla müşrik öldürdü. Üzerlerinde bulunan bütün eşyâları topladı. İçlerinden bir kılıç bile almadan, hepsini Peygamber efendimizin önlerine bıraktı. O'nun tek iste i, sâdece Allahü teâlânın ve Resûlullahın rızâları idi. Sevgili Peygamberimiz: - Asker içinde Ebû Talh'nın sesi, 100 kişiden hayırlıdır, buyurmuşlardır. Sevgili Peygamberimizin vefâtlarından sonra, Medîne'de duramadı. Şam taraflarına gitti. Ancak Hz. Ömer'in son zamanlarında, baba oca ına döndü. 70 yaşlarında, Hakkın rahmetine. Sevdiklerine kavuştu. |
|  | | SuHeDa yeni ÜYE

 Mesaj Sayısı: 24 Yaş: 31 Nerden: durtdisi Kayıt tarihi: 21/08/08
 | Konu: Geri: Evliyalarin Hayati Cuma Ağus. 22, 2008 8:43 pm | |
| EBU SÜFYAN BİN HÂRİS(r.a)
Peygamberimizin süt kardeşi: EBU SÜFYAN BİN HÂRİS Ebu Süfyan bin Hâris, Peygamberimiz davete başlamadan önce, Peygamberimizi pek çok severdi. Resulullah efendimiz davete başlayınca, önce çok düşman olmuştu. Peygamberimizi ve Müslümanları hicveden şiirler söyledi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz, görüldü ü yerde öldürülmesini emrettiler. Nasıl izin verebilirim? Ebu Süfyan, Kureyş müşriklerinin, Peygamberimizle yaptıkları çarpışmaların hiçbirinden geri kalmadı. Müslümanlar, Şair Hassan bin Sabite, Sen de onu hiciv ve tahkir et demişlerdi. Hassan bin Sabit de demişti ki: - Resulullah efendimiz izin vermedikçe, yapamam! Peygamberimiz, kendilerinden izin istendi inde buyurmuştu ki: - Ben, Babamın kardeşi olan amcamın o lunu hiciv ve tahkir et diye, sana nasıl izin verebilirim? Hassan bin Sabit de demişti ki: - Ben, ondan, sizi, sizin soyunuzu, hamurun içinden kıl çeker gibi kolayca çekip ayırt eder, sonra onu hiciv ve tahkir ederim! Hz. Aişe der ki: "Resulullah efendimiz, (Siz de Kureyşlileri hiciv ve tahkir ediniz! Çünkü, hiciv, onlara ok ya dırmaktan daha a ır gelir!) buyurdu ve Abdullah bin Revahaya, (Onları, hicvet) diye haber gönderdi. Abdullah bin Revaha, Kureyşlileri hicvetti. Resulullah efendimiz daha sonra, Kab bin Malike, sonra da Hassan bin Sabite, Kureyşlileri hicvetmeleri için haber gönderdi. Hassan bin Sabit, Resulullah efendimizin huzuruna girince, dedi ki: - Demek, kükredi i zaman, kuyru unu iki yanına çarpan bu arslana, haber salmanın zamanı geldi! Seni, hak dinle Peygamber olarak gönderen Allaha yemin ederim ki; ben, onların şahsiyet ve şereflerini dilimle, deri parçalar gibi parçalayaca ım! Resulullah efendimiz buyurdu ki: - Acele etme! Ebu Bekir, Kureyşlilerin soyunu, sopunu en iyi bilendir. Elbette, benim soyum da onların içindedir. Ebu Bekir, benim soyumu, sana iyice açıklasın! Hassan, hemen Ebu Bekire gitti. Sonra, dönüp gelince dedi ki: - Ya Resulallah! Senin soyun bana iyice açıklandı. Seni, hak dinle Peygamber olarak gönderen Allaha yemin ederim ki; hiç süphesiz, seni, onların arasından, hamurdan kıl çeker gibi, kolayca çeker, çıkarırım! Hem ferahlattı, hem de ferahladı Hz. Aişe buyurdu ki: "Peygamber efendimizin Hassana, (Hiç süphe yok ki, sen, Allah ve Resulü tarafından müdafaa yaptı ın müddetçe, Cebrail seni destekleyip duracaktır) ve yine, (Hassan, onları hicvedip susturmakla, hem Müslümanları ferahlatti, hem de, kendisi ferahladı) buyurdu unu, kendisinden işitmişimdir. Hassan bin Sabit, Sair Ebu Süfyan bin Hârise hitaben çesitli hicivlerde bulundu. Neticede Ebu Süfyan bin Hârisin kalbine İslâm sevgisi düştü. Ebu Süfyan bin Hâris, bir gün, Rum Kayserinin huzuruna çıktı ında, Kayser, ona sordu: - Sen kimlerdensin? - Ben, Ebu Süfyan bin Hâris bin Abdülmuttalibim! - Sen, Muhammed bin Abdullah bin Abdülmuttalibin amcasının o lu musun! - Evet! Ben, Onun amcasının o luyum. Batıl oldu unu anladım Ebu Süfyan der ki: Rum Kayserinin yanında, ne İslâmiyetten kaçıldı ını, ne de Muhammedden başkasının tanındı ını gördüm! Bunun üzerine, kalbime, İslâmiyet sevgisi girdi. İçinde bulundu um müşrikli in batıl ve boş oldu unu anladım. Ne çare ki; biz, akılları başlarında bir kavimle birlikte bulunuyorduk. İnsanların, akıllarına ve görüşlerine göre yaşadıklarını sanıyordum. Onlar, bir yol tutup gittiler. Biz de, o yolu tutup gittik. Şerefli ve yaşlı kişiler, putlarından yardım dileyerek Muhammede karşı ayaklandıkları ve ataları yüzünden ona kızdıkları zaman, onlara uyduk! Bir gün, kendi kendime; (Ben, kimlerle arkadaş oluyorum? Kimlerin yanında bulunuyorum? İslâm yolu, belli olmuş ve kararlaşmış bulunuyor) dedim. Zevcemle o lumun yanına vardım. Onlara dedim ki: - Yola çıkmak için hazırlanınız! Muhammedin yanınıza gelmesi, çok yaklaşmıştır! Karım ve o lum dediler ki: - Canımız sana feda olsun! Arapların ve Arap olmayanların Muhammede tabi oldu unu görüyorsun da, hâlâ, ona karşı düşmanlık mevkiinde bulunuyor, düşmanlıkta direnip duruyorsun!? Hâlbuki, Ona yardım etmek, herkesten çok sana düşerdi. Ona yardım edenlerin ilki, sen olmalı idin! Uşa ım Mezkura dedim ki: - Bir deve ile atımı, acele yanıma getir! Resulullah ile buluşmak maksadıyle Mekkeden yola çıktık. Yanımızda Abdullah bin Ebi Ümeyye de vardı. Ebvaya varıp indi imiz zaman, Resulullah efendimizin öncü birli i oraya gelmiş ve Mekkeye yönelmişti. Yüzünü çevirdi Resulullah efendimiz, görüldü üm yerde öldürülmemi emretmişti. Bunun için, öldürülmekten korktum ve gizlendim. O lum Caferin elinden tutup, yaya olarak bir mil kadar gittik. Sabahleyin Resulullah efendimizin yanına vardık. Halk, takım takım geliyordu. Peygamberimiz, hayvanına binece i zaman, kendisiyle görüşmek istedim. Yüzünü, bizden başka tarafa çevirdi. Yüzünü çevirdi i tarafa geçtim. Tekrar tekrar benden yüzünü çevirdi. Biraz düşüneyim... Bütün yakın uzak her şey beni tuttu, sıktı! Ona erişemedikçe bir ölü oldu umu, Onun iyili ini, merhametini ve bana olan yakınlı ını düşündükçe Beni tutar diye ummuştum. Resulullah Aleyhisselamın akrabası oldu um için, benim Müslüman olmama, Resulullah efendimizin de, eshabının da son derecede sevineceklerini sanıyor ve şüphe etmiyordum. Resulullah efendimizin, benden yüz çevirdi ini görünce, bütün Müslümanlar da, benden yüz çevirdiler. Hz. Ebu Bekir, bana rastladı ve benden yüzünü çevirdi. Resulullahı inciten sen misin? Ensardan birisi beni Hz. Ömerin yanına yanaştırdı. Ona bakınca, bana dedi ki: - Ey Allahın düşmanı! Resulullah efendimizi ve eshabını inciten sensin ha! Ona düşmanlı ını, yeryüzünün do ularına, batılarına kadar ulaştırdın ha! Hemen amcam Abbasin yanına vardım. Ona dedim ki: - Ey Abbas! Ben, Resulullahın yakını ve asaletli oluşum sebebiyle Müslümanlı ımın, Resulullahı sevindirece ini ummuştum. Kendisinden umdu um iltifatı göremedim. Beni kabul etmesi için Onunla konuş! - Hayır! Vallahi, Onun, senden yüz çevirdi ini gördükten sonra, Onunla bir tek kelime bile konuşamam! Resulullah efendimizi üzmüş olmaktan korkarım! - Ey Amca! Bâri, gidip başvuraca ım bir kimseyi bana söyle? Bunun üzerine Hz. Abbas, (İste, o!) diye Hz. Aliyi gösterdi. Hz. Ali ile buluşup konuştum. O da, bana Abbasın sözlerinin tıpkısını söyledi." Ebu Süfyan bin Hâris ile Abdullah bin Ebi Ümeyye, Peygamberimizin huzuruna girme çarelerini araştırdıkları ve kendilerinden yüz çevrildi i sırada, Peygamberimizin zevcesi Hz. Ümmü Seleme de, onlar hakkında Peygamberimizle konuşarak dedi ki: - Ya Resulallah! Biri amcanın o lu ve süt kardeşindir. Di eri de, halanın o ludur ve hısmındır. Allahü teâlâ, bunları, sana Müslüman olarak gönderdi. Bunlar, senin katında halkın en yaramazı olamazlar! Peygamberimiz buyurdu ki: - Bana, onların ikisi de gerekmez. Amcamın o lu, benim haysiyet ve şerefimi, dili ile lekelemek istedi! Halamın o lu ve hısmım olan kişi ise, Mekkede bana söylememesi gereken sözleri söylemiştir! Gerçekten de, Peygamberimiz Mekkede iken, bir gün, Kureyş müşriklerinin azılıları toplanıp, Peygamberimize ileri geri tekliflerde bulunduktan sonra, Peygamberimizin Peygamberli ini reddetmişlerdi. Peygamberimiz, onların yanlarından çok üzgün olarak ayrılmışlardı. Yine inanmam Abdullah bin Ebi Ümeyye ise, Peygamberimizin peşini bırakmamış, yolda Ona demişti ki: - Ey Muhammed! Kavmin sana yapacakları teklifleri yaptılar. Sen, onların tekliflerinden hiçbirini kabul etmedin! Sonra, dedi in gibi, Allah katındaki mevkiini anlamak, sana inanmak, uymak üzere kendileri için istedikleri şeyleri de yapmadın! Vallahi ben, sana bakıp dururken, sen, gö e bir merdiven kurarak tırmanıp gö e çıkmadıkça ve oradan, yanında senin dedi in gibi Peygamber oldu una tanıklık edecek dört melek getirmedikçe, sana hiçbir zaman inanmam! Yemin ederim ki, sen, bunu yapmış olsan bile, yine seni tasdik edece imi sanmıyorum! Abdullah bin Ebi Ümeyye, bunları dedikten sonra Peygamberimizin yanından ayrılmıştı. Peygamberimiz, Hz. Ümm-i Selemeye, Abdullah bin Ebi Ümeyye ve süt kardeşi hakkında nazil olan ayet-i kerimeyi de (Isra 93) okudu. Hz. Ümm-i Seleme dedi ki: - Ya Resulallah! Bu kişi, senin kavmindendir. Onların söyledi i şeyi, bütün Kureyş müşrikleri de, söylemişler ve haklarında onun gibi ayetler de inmiştir. Sen, onun suçundan daha a ırını da affetmiştin. O, Amcanın o ludur ve onun sana akrabalı ı vardır. Sen de, onun suçunu bagışlamaya halkın en layıkısın! Bana ilk bakışı idi Ebu Süfyan bin Hâris der ki: Cuhfeye varıncaya kadar, ne Resulullah efendimiz, ne de Müslümanlardan hiçbiri benimle konuşmadı. Her konaklanılan yerde, kendim Resulullahın kapısında duruyor, o lum Cafer de ayakta dikiliyordu. Resulullah beni gördükçe, yüzünü benden çeviriyordu. Ezahir yokuşundan Mekkenin Ebtah vadisine inince, Resulullahın çadırının kapısına yaklaştım. Bana baktı. Bu bakış, Onun, bana ilk yumuşak bakışı idi. Kendisinin gülümseyece ini de ummaya başladım. Hz. Ali, Ebu Süfyan bin Hârise dedi ki: - Resulullah efendimize, arka tarafindan var! Yusuf aleyhisselamin kardeşlerinin, Yusuf aleyhisselama söyledi i şu sözü söyle: (Allaha yemin ederiz ki, Allahü teâlâ, seni, gerçekten bizden üstün kılmıştır! Biz, do rusu, sana karşı yaptıklarımızda suçlu idik, dediler.) [Yusuf 91] Bundan daha güzel bir söz bulunabilece i kabul edilemez. Ebu Süfyan bin Hâris böyle yapınca, Peygamberimiz, Hz. Yusufun kardeşlerine söyledi ini bildiren, (Size, bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yoktur! Allahü teâlâ, sizi ba ışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir) [Yusuf 92] mealindeki ayet-i kerimeyi okudu. Ebu Süfyan bin Hâris, Peygamberimizin, "Bana, onların ikisi de gerekmez buyurdu unu haber aldı ı zaman demişti ki: - Vallahi, ya yanına girmeme izin verecektir, ya da su o lumun elinden tutup yeryüzünde açlıktan, susuzluktan ölünceye kadar çekip gidece iz! Sen ki benim hem akrabam, hem de halkın en uslusu, yumuşak huylusu, en iyilikseveri ve cömerdi bulunuyorsun. Peygamberimiz, Ebu Süfyanın bu sözlerini işitince, her ikisine de acıdı ve kendilerinin huzurlarına girmelerine izin verdi. Girdiler ve Müslüman oldular. Yüzüne bakamazdı Ebu Süfyan bin Hâris, Müslüman oldukta |
|  | | SuHeDa yeni ÜYE

 Mesaj Sayısı: 24 Yaş: 31 Nerden: durtdisi Kayıt tarihi: 21/08/08
 | Konu: Geri: Evliyalarin Hayati Cuma Ağus. 22, 2008 8:43 pm | |
| EBÛ SELEME(r.a)
Tek başına hicret eden sahâbî: EBÛ SELEME Allahü teâlânın emriyle sevgili Peygamberimiz, Müslümanlara Medîne'ye hicret için izin verdiler. Bunun üzerine birçok sahâbî hicret hazırlıklarına başladılar. Hz. Ebû Seleme de devesini getirip, hanımını bindirdi. O lunu, kuca ına oturttu. Hayvanın yularını çekip, kaldırmaya çalışıyordu. O sırada ba'zı öfkeli adamlar gelerek, elindeki yuları aldılar. Hz. Ebû Seleme, ne oldu unu anlıyamadı. Adamlar, hanımına ba ırıyorlardı: - İn deveden aşa ı! Çabuk ol! Kabîlemizin kızıdır Bunlar, Mugîreo ulları olup hanımının akrabaları idiler. Bir yandan zorla kadınca ızı çekiyorlar, öbür yandan da kocasına: - Sen kendin, bizi dinlemedin! Putlarımızı bırakıp, Müslüman oldun. Şimdi de kabîlemizin kızını, kaçırmaya çalışıyorsun! Onu daha nerelere götüreceksin? Buna aslâ müsaade edemeyiz, diye çıkışıyorlardı. Tabii o lu da, annesiyle birlikte deveden indirildi. Zâten O'nun elini sıkı sıkı tutuyordu. Mugîreo ulları, kalabalık idiler. O zorbalarla başa çıkmak mümkün de ildi. Buna ra men münâkaşa çok uzadı. Olayı işiten, Esedo ulları da oraya koştular. Bunlar da, Hz. Ebû Seleme'nin kabîlesinden idiler. Ne oldu unu sordular. Onların da ço u, Müslüman de ildi. Fakat buna ra men direttiler: - Mâdem ki sizler, bizim akrabamızın hanımını bırakmıyorsunuz; biz de onun o lunu size bırakmayız! Anasının elinden kopmak istemiyen yavruca ızı, çekiştiriyorlardı. İtişme, kakışma arasında küçük çocuk a lamaya başladı. Çünkü, kolu çıkmıştı. Bu kadar zorbalık sonunda; çocu u Esedo ulları, Anasını da Mugîreo ulları alıp, uzaklaştılar. Hz. Ebû Seleme oracıkta, sâdece devesiyle kalakaldı. İlk Müslümanlar buna benzer eziyet, işkence ve felâketlere artık alışmışlardı. Olaylar karşısında, sabır ve metânet göstermeye çalışıyorlardı. Çünkü sevgili Peygamberimizin emirleri öyle idi. Ebû Seleme hazretleri de işte bu yüzden, Hicrete tek başına devam etmeye katlandı. Allah rızâsını kazanmak ümidiyle, yollara düştü. Gözyaşları arasında nihâyet Medîne'ye vardı. Mekke'de kalan hanımı ise her sabah, şehir dışındaki Ebtah mevkiine çıkıyordu. Orada, Medîne'den gelen yolcuları bekliyor ve kocasından haber almaya çalışıyordu. Hiç insanlık yok mu? Yanında kimse olmadı ı zamanlar, uzun uzun a lıyordu. Zorla ayırdıkları o lu ve eşi için gözyaşı döküyordu. Amcao ullarından birisi, O'nu o vaziyette gördü. Perişân hâline acıdı. Do ruca, kendi kabîlesinin zorbalarına giderek ba ırmaya başladı: - Bu zavallıya, daha ne kadar zulmedeceksiniz? Onu hem kocasından, hem o lundan kopardınız. Sizde hiç insanlık yok mudur? Üstelik kendi akrabanıza işkence ediyorsunuz. Bu sözler üzerine, Zorbalar insâfa geldiler. Sonra da kederli kadınca ıza: - İstersen, gidip kocana kavuşabilirsin, dediler. O'nun Medîne'ye yollanaca ını ö renen, Esedo ulları da dayanamadılar. Getirip, o lunu teslim ettiler. Allah ve Resûlullah yolunun yolcuları, ışıklı günlere do ru yürüyorlardı. Hz. Seleme'nin ana-babasının, duâları kabûl olmuştu. Uzun ayrılık ve hasretten sonra nihâyet, Kubâ'da hepsi birbirlerine kavuştular. Hicretten sonra mübârek Medîne'de, İslâmın ve Ebû Seleme ailesinin, güzel günleri başladı. Bütün Mü'minler İslâmiyeti yaymak için, canla-başla çalışıyorlardı. Bedir'de Mekkelilere karşı ilk zafer kazanıldı. Bu zaferi kazanan mücâhidlerden biri de, Hz. Ebû Seleme idi. Hz. Ebû Seleme sevgili Peygamberimizin yakın akrabası idi. Hz. Ebû Seleme'nin annesi, Peygamber efendimizin halaları idi. Ebû Seleme hazretleri, cihâd ve gazâ olmadı ı zamanlar, daha çok ibâdet etmeye çalışıyordu. Sevindirici söz Bir gün Mescîd-i Nebevîden, sevinçle evine geldi. Kendisini karşılayan hanımına dedi ki: - Şimdi, Allahü teâlânın Resûlünden çok sevindirici bir söz duydum. Hanımı merakla sordu: - Hayırdır inşâallah! Ne duydunuz? - Peygamber efendimiz "Müslümanlar, herhangi bir belâya u rar da; İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn dedikten sonra; yâ Râbbi! Bu u radı ım musîbetin ecrini ihsân eyle. Beni, ondan daha hayırlısına eriştir diye duâ ederse; cenâb-ı Hak, onun duâsını kabûl eder" buyurdular. Epeyce daha konuştular. Bir ara hanımı dedi ki: - Yâ Ebâ Seleme!.. Gel, seninle bir sözleşme yapalım. Kocası hayretle sordu: - Hayrola! Nasıl bir sözleşme istiyorsun? - İkimizden hangimiz önce ölürsek, geriye kalanımız; bir daha evlenmesin!. Buna, söz verebilir misin? Ebû Seleme biraz düşündü ve sordu: - Ey hanımcı ım! Sen, beni dinler ve itâat eder misin? - Evet! Dinlerim ve itâat ederim. - Sen, sözümü dinle ve ben ölürsem, evlen! Hz. Ebû Seleme böyle söyledikten sonra ellerini kaldırıp, o büyük îmânlı hanımına ve bütün Müslümanlara duâlar etti. Bedir'deki yenilginin ateşiyle yanan Kureyş müşrikleri, bütün hınçlarıyla Uhud'da saldırdılar. Medîne civârındaki Yahûdileri de kışkırtıyorlardı. O gazânın gerçek kahramanlarından birisi, yine Hz. Ebû Seleme idi. Olanca îmânı ve olanca gücüyle savaşıyordu. Asıl gâyesi şehîd olmaktı. Fakat sâdece kolundan, pâzusundan yaralandı. Yarası küçük olmasına ra men, kan kaybediyordu. Müşrikleri da ıttılar Gazâdan sonra bile, uzun zaman evinde yattı. Hanımı onu, güzelce tedâvi ediyordu. Bir ay sonra iyileşti, aya a kalktı. İslâmın hudutları genişledikçe, düşmanları da ço alıyordu. Kutn bölgesindeki ba'zı kabîle reisleri, hâlâ kibir ve azamet peşindeydiler. Orada başlıyan kışkırtma olayları üzerine Peygamber Efendimiz, bir ihtar hareketini uygun gördüler. Hz. Ebû Seleme ile ba'zı arkadaşlarını, bu iş için vazîfelendirdiler. Onlar da kısa zamanda, Kutn civârındaki âsî ve müşrikleri da ıttılar. Pek çok ganîmet alarak, Medîne'ye döndüler. Dönüşte, Hz. Ebû Seleme fenâlaştı. Çünkü Uhud'da aldı ı yara yeniden açılmıştı. Bütün gayretlere ra men, fazla kan kaybından vefât etti. Ümmü Seleme hatun, kocası Ebû Seleme'nin şehîd olması üzerine, "İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciun" dedikten sonra, duâ etti. Sonda do ruca sevgili Peygamberimizin huzûrlarına giderek dedi ki: - Yâ Resûlallah! Ebû Seleme vefât eyledi. Peygamber efendimiz kalktılar ve halalarının o lunu görmeye gittiler. Mübârek elleriyle hâlâ açık bulunan gözlerini kapattılar ve buyurdular ki: - Hakikaten, rûh kabzolunurken göz; rûhun peşinden baka kalır! Melekler âmin demektedir Resûlullah efendimiz o sırada a laşıp, sızlanan kadınlara ve di er ev halkına da: - Sizler şimdi kendinize, hayırdan başka duâda bulunmayınız. Çünkü Melekler şu anda, duâlarınıza âmin demektedirler, îkazında bulundular. Daha sonra da şöyle duâda bulundular: - Ey Allahım! Ebû Seleme'yi rahmetine kavuştur! Do ru yola ermiş kulların arasında, derecesini yücelt! Geride kalanlardan O'na, iyi bir halef ihsân eyle! Bize ve O'na ma firet kıl. O'nu kabirinde, ferahlandır ve nûrlandır. Hz. Ebû Seleme Medîne'de Bâki' Kabristanına defnolundu. Muhterem hanımı, her zaman oldu u gibi sabretti, duâlar etti. Onun yetîm kalan yavrularıyla, geçim derdini halletmeye çalıştı. 4-5 ay kadar sonra Peygamberimiz, bir arkadaşlarını ona yolladılar. Gelen zât dedi ki: - Müjdeler olsun, ey Ümmü Seleme! Resûlullah efendimiz, Allahın emriyle seni nikâhlamak istiyorlar. Bu büyük müjdeye ra men Hz. Ümmü Seleme, düşünceli görünüyordu. Az sonra, cevap olarak dedi ki: - Ey Resûlullahın elçisi! Hoş geldin, sefâlar getirdin! Yalnız şu husûsları, Efendimize arz etmelisin ki: 1) Ben yaşlı ve kıskanç bir kadınım. Olabilir ki, aksi bir davranışta bulunurum da; o yüzden, Allahın gazâbına u ramaktan korkarım. 2) Yetîm çocuklarım mevcuttur. Bir de onların bakımı, kendilerine yük olmaz mı? 3) Nikâhımı yapacak velîlerim, yanımda de ildirler. Elçi bunları, aynen sevgili Peygamberimize arz etti. Biz de yaşlıyız Birkaç gün sonra iki cihânın Sultânı bizzat, teşrîf buyurdular. Çok heyecanlanan Hz. Ümmü Seleme'ye, tekliflerini Kendileri tekrarladılar. Ve buyurdular ki: - Biliyorsun ki, biz de yaşlıyız. Sonra senin, o kıskançlık hâlini gidermesi için, Allaha duâ ederiz. Çocuklarına gelince onlar, Bizim de çocuklarımızdır. Velîlerin arasında, bizim evlenmemizi istemiyen kimse çıkmaz. Ve Allahın emriyle, nikâhları kıyıldı. Böylece, Hz. Ebû Seleme'nin muhterem hanımına etti i vasiyeti de, yerine getirilmiş oldu. Ebû Seleme'nin asıl adı, Abdullah; babası, Abdülesed; annesi, Abdülmuttalib'in kızı Berre idi. Gâyet iyi okuma-yazma bilir ve her isteyene ö retirdi... |
|  | | |
Similar topics |  |
|
| | Bu forumun müsaadesi var: | Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
| |
| |
| |
|